Blog Ayrıntıları

Panik Atak Anında Bunları Yapmayın – Doğru Bilinen 5 Yanlış

Panik atak anında birçok insan bu yanlışları yapıyor. Sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. Öncelikle panik atak anında yapılanların öncesinde tanımını yapalım. “Bir sabah uyanıyorsun. Her şey normal. Kahve yapıyorsun, belki dışarı bakıyorsun. Sonra… bir şey oluyor. Göğsünüzde bir ağırlık. Nefesiniz daralıyor. Kalbiniz öyle bir atıyor ki, sanki dışarı fırlayacak. Terliyorsunuz. Ayaklarınız yerden kesilmiş gibi hissediyorsun. Ve içinizden bir ses fısıldıyor: ‘İşte bu. Sonum geldi. Kalp krizi geçiriyorum. Deliriyorum. Kontrolü kaybediyorum.’

Bu hissi bilen biriyseniz, önce şunu söyleyeyim: Evet, yaşadığınız şey gerçek. Hem de çok gerçek. Ama bildiğiniz gibi değil. Çünkü panik atak hakkında o kadar çok yanlış bilgi dolaşıyor ki, insan asıl sorunun ne olduğunu unutuyor. Bugün bu yanlışlardan biraz bahsetmek istiyorum. Ama önce bir şeyi netleştirelim: Siz ne güçsüzsünüz, ne de çıldırmak üzeresiniz. Sadece vücudunuz size yanlış bir yangın alarmı çalıyor.

İlk Yanlış Şu: “PANİK ATAK GEÇİRİYORSAN, HAYATINDA BÜYÜK BİR SORUN VAR DEMEKTİR”

Şimdi bu çok yaygın bir inanış. İnsanlar der ki, ‘Panik atak geçiren birinin mutlaka çözülmemiş bir travması vardır, ya da hayatı altüst olmuştur.’ Oysa gerçek şu ki, panik atak çoğu zaman ‘hiçbir şey yokken’ gelir. Misal: Hafta sonu kahvaltısı yapıyorsunuz. Masa örtüsü düz. Çay demleniyor. Televizyonda bir program var. Ve aniden içinize bir şey oturuyor. Neden? Hiçbir sebep yok. Trafikte değilsiniz, toplantıda değilsiniz, sevdiğiniz birini kaybetmediniz. Sadece… oradasınız.

Bu, sorunun sizin hikayenizde değil, vücudunuzun alarm sisteminde olduğunu gösterir.

İşte bu yüzden, ‘Her panik atağın altında bir sebep arama’ hastalığı, insanı daha da yorar. ‘Ne yaptım da bu oldu?’ diye düşünüp durursunuz. Oysa bazen panik atak, beynin amigdala denen bölgesinin ‘yanlışlıkla’ savaş ya da kaç butonuna basmasıdır. Tıpkı evinizdeki duman dedektörünün, yemek yaparken çıkardığınız buhardan ötürü çalması gibi. Ortada yangın yok. Ama alarm öyle bir öter ki, siz yine de dışarı kaçarsınız. Yani lütfen, ‘Hayatımda bir yanlış var, bu yüzden oluyor’ diye kendinizi hırpalamayın. Bazen hiçbir şey yoktur. Ve bu da kabullenilmesi gereken bir gerçektir.

2. Yanlış: “PANİK ATAK ANINDA NEFES ALMAYA ODAKLANIRSAN GEÇER”

Sanırım panik atak yaşayan herkes bunu en az bir kere duymuştur: ‘Derin bir nefes al. Sakinleş. Nefesine odaklan.’ Kulağa çok mantıklı geliyor, değil mi? Ama panik atak anında bunu yapmaya çalışan biri olarak söylüyorum: Bu bazen işkence gibidir. Çünkü Panik atak anında vücudunuz zaten fazla oksijen alıyor. Hızlı hızlı nefes alıp veriyorsunuz. Bir de size ‘Derin nefes al’ derlerse, daha da hızlı nefes almaya başlıyorsunuz. Sonra başınız dönüyor. Elleriniz uyuşuyor. Ve ‘Bak, nefesimi bile doğru alamıyorum, demek ki gerçekten kötü bir şey oluyor’ diye düşünüyorsunuz.

Düşünün ki, bir arkadaşınız sürekli kontrol ettiği bir musluğu kapatamıyor ve su taşıyor. Siz de ona ‘Suyu durdurmaya odaklan!’ diyorsunuz. Ama o anki telaşla musluğu daha da çok açıyor. Panik atak anında ‘nefese odaklanmak’ da bazen böyledir. Asıl işe yarayan şey, nefesi ‘kontrol etmeye çalışmak’ değil, nefesin ‘doğal akışına izin vermek’tir. Hatta bazen nefesi tamamen unutup, ayak tabanlarınızın yere bastığını hissetmek, ya da elinizdeki bir buz parçasının erimesini izlemek daha etkilidir.

Yani siz Panik atak anında ‘Doğru nefes alamıyorum’ diye kendinizi suçlamayın. O an nefes alışınız zaten paniğin bir parçası. İzin verin, biraz karışsın. Ve bilin ki, nefes düzeniniz, panik bitince kendiliğinden düzelecektir. Siz sadece o anı ‘yönetmek’ zorunda değilsiniz. Bazen sadece ‘Şu an berbat hissediyorum, ama bu his geçici’ demek, en derin nefes çalışmasından daha da güçlüdür.

3. Yanlış: “PANİK ATAK GEÇİREN BİRİNİN YANINDA SAKİN KALMAK YETMEZ, BİR ŞEYLER YAPMALISIN”

Diyelim ki, markette sıra bekliyorsunuz. Arkadaki çocuk ağlıyor, öndeki kadın cüzdanını arıyor, ışıklar çok parlak. Ve bir anda panik geliyor. Yanınızda eşiniz ya da bir arkadaşınız var. O da ne yapacağını şaşırıyor. ‘Su ister misin? Oturalım mı? Çıkalım mı? Doktoru mu arayalım? Şuraya dokun, şunu yap, şöyle nefes al…’ Ve siz o an ‘Lütfen, sadece susar mısın?’ diye bağırmak istiyorsunuzdur eminim. Çünkü Panik atak anında beyin, ekstra uyaranları kaldıramaz. Her öneri, üzerine eklenen bir yük gibidir.

Bir akşam yemeğinde aniden içiniz daralır. Masadakiler size dönüp ‘İyi misin? Ne oldu? Bir şey mi yedin?’ diye sorar. Siz ‘İyiyim’ dersiniz ama değilsinizdir. İşte o an, ‘Bir şey yapma’ çabası, ‘sadece yanımda dur’ çabasından daha zordur. Çünkü panik atak, bir ‘yapılacaklar listesi’ ile çözülmez. Zaten yapılacak çok şey varmış gibi hissettiren bir durumdur. En büyük yardım, ‘Bu çok kötü bir şey değil, sadece beyninin sana oynadığı bir oyun. Geçecek. Ben buradayım’ diyen, ama sonra susup oturan biridir. Ellerini tutar, ama çekmez. ‘Hadi çıkışa doğru gidelim’ demez, sadece ‘İstersen çıkabiliriz, istersen burada kalabiliriz’ der.

Yani eğer bir yakınınızda birisi atak geçiriyorsa, Panik atak anında şunu unutmayın: Sakin kalmak yetmez, aynı zamanda ‘sakin kalmayı dayatmak’ da yetmez. Bazen en büyük yardım, yardım etmeye çalışmamaktır. Sadece orada olmak. Ve panik atak geçiren kişiye ‘Beni rahatsız ettiğin için utanma’ demek. Çünkü utanç, panik atakla gelen en sessiz ama en ağır yüklerden biridir.

4. Yanlış: “PANİK ATAK GEÇİREN BİRİSİ, BU DURUMDAN KAÇARAK KURTULABİLİR”

Bu çok tehlikeli bir yanlış. Çünkü kulağa mantıklı gelir: ‘Metroda panik atak geçirdim, artık metrobüse binmem.’ ‘Marketin reyonları arasında oldu, bir daha o markete gitmem.’ ‘Toplantıda oldu, artık toplantılara girmem.’ Peki bu neye yol açar? Zamanla dünyanız küçülür. Önce metrobüs, sonra otobüs, sonra taksi, sonra sokağa çıkmak… En sonunda evden çıkamaz hale gelirsiniz. Ama kimse size ‘Kaçmak kurtarmaz, sadece erteletir’ demez.

Mahallenizdeki bakkala gidiyorsunuz. Orada bir kez panik yaşadınız. Artık o bakkalın önünden geçerken bile kalbiniz hızlanıyor. ‘Bugün girmezsem, yarın da girmem, bir daha asla girmem’ diyorsunuz. Oysa panik atakla baş etmenin en zor ama en etkili yolu, kaçınmanın tam tersini yapmaktır.

O bakkala gidip, ‘Geçen sefer kötü hissettim, bu sefer de hissedebilirim, ama ölecek değilim ya’ diyebilmek. Tabii bunu yapmak çok zor. Bunu söylemek kolay, ama yapmak değil. Fakat şu unutulmamalıyız: Panik atak, ‘kaçtıkça büyüyen’ bir şeydir. Panik atak anında ne kadar kaçarsanız, o kadar güçlü gelir bir dahaki sefere. Çünkü beyninize ‘Bak, bu durum gerçekten tehlikeli, çünkü kaçtın’ mesajını verirsiniz.

Yani lütfen, kendinizi ‘Kaçmak zorundayım’ diye şartlandırmayın. Bir sonraki panik hissinde, eğer mümkünse, olduğunuz yerde kalmayı deneyin. Bir dakika. Sadece bir dakika. Ayaklarınızın yere bastığını hissedin. Etraftaki sesleri sayın. Ve içinizden ‘Bu sadece bir alarm, yangın yok’ deyin. Sonra kaçmak isterseniz kaçın. Ama o bir dakika, beyninize ‘Bu durum güvenli’ sinyalini göndermek için yeterlidir. Ve bir süre sonra, kaçma ihtiyacı kendiliğinden azalır.

5. Yanlış: “PANİK ATAK BİR ZAYIFLIK GÖSTERGESİDİR, GÜÇLÜ İNSANLAR BUNU YAŞAMAZ”

Bu belki de en yıpratıcı olanı. Çünkü toplum olarak ‘güçlü’ olanın sessiz, soğukkanlı, asla telaşlanmayan, her şeyin üstesinden gelen kişi olduğunu öğrendik. Peki ya panik atak yaşayan bir cerrah? Bir pilot? Veya öğretmen? Ya da bir itfaiyeci? Onlar zayıf mı? Hayır. Panik atak, vücudun aşırı yüklenmiş bir sistem gibi ‘dur’ demesidir. Zayıflıkla değil, genetik yatkınlık, kronik stres, uyku düzensizliği, hatta bazı vitamin eksiklikleriyle bile ilgili olabilir.

Düşünün ki, evde çocuklarına her sabah kahvaltı hazırlayan, okula götüren, akşam ödevlerine yardım eden bir baba. Herkes onu ‘güvenli liman’ olarak görür. Bir sabah mutfakta ekmek doğrarken aniden panik gelir. Kalbi öyle bir atar ki, bıçağı bırakır. Çocuklarının yanında ‘Bir şey olacak’ diye bağırmamak için dişini sıkar. Ve sonra kendine şunu der: ‘Ben ailenin direğiyim. Ben böyle şeyler yaşamamalıyım.’ İşte bu düşünce, panik atağın kendisinden daha ağırdır. Çünkü utanç, ikinci bir panik dalgası yaratır.

Oysa gerçek şu: Panik atak yaşayıp ertesi gün işine giden, çocuğunu okula gönderen, alışverişe çıkan herkes, farkında olmadan en büyük cesareti gösteriyordur. Çünkü korkmasına rağmen devam ediyordur. Zayıflık, korkmamak değildir. Zayıflık, korktuğun için hayattan vazgeçmektir. Bu güçlü olmakla ilgili değil, insan olmakla ilgili. Ve her insanın sinir sistemi bazen ‘fazla çalışabilir’. Bu sizi zayıf yapmaz, sadece ‘çok fazla yük taşıdığınızı’ gösterir.

SONUÇ

Panik atak, aslında isminden bile korkutucu bir şey. ‘Atak’ kelimesi bile saldırı çağrıştırıyor. Sanki dışarıdan gelen bir şey. Oysa çoğu zaman içeriden gelen bir sinyal. Yanlış zamanda, yanlış yerde çalan bir alarm. Bugün burada beş yanlıştan bahsettik. Ama aslında bir tane doğru var: Panik atak anında bunun geçici bir bedensel tepki olduğunu unutmayın. Öldürmez. Delirtmez. Kontrolü tamamen kaybettirmez. Sadece hissettirir. Ve hisler… evet, çok güçlü olabilir. Ama hisler, gerçeklerden daha kalıcı değildir.

Eğer bu yazıyı okuyan veya videoyu izleyen ya da sesimi dinleyen biriyseniz ve içinizden ‘Benimkiler daha ağır, benimkiler farklı’ diyorsanız, anlıyorum. Herkesin paniği kendine özeldir. Ama Oanik atak anında şu bir gerçek: Bu konuda yalnız olmadığınız kadar, bu durumun üstesinden gelebilecek donanımda olduğunuz da bir gerçek.

Ve unutmayın, Panik atak anında hissettiğiniz o ‘tamamen yalnızım’ hissi, aslında en kalabalık anınızdır. Çünkü o anı yaşayan milyonlarca insan var. Sadece kimse oturup ‘Dün gece yine panikledim’ demiyor. Ama diyebilmeli. Konuşuldukça büyüsü bozulan bir şey bu.

Bir dahaki sefere o alarm çaldığında, belki ‘Yangın yok’ diyebilirsiniz.

Umarım çok güzel bir hayatınız olur.

Bizi sosyal medyada takip edin:
YouTube | Instagram | Spotify | WhatsApp TikTok