Bırakın onları teorisi eminim birçok insanın son dönemde duyduğu bir kavram. Peki nedir bu teori? En baştan başlayalım.
Hiç şöyle bir an yaşadın mı? Telefonuna bakıyorsun. Birine yazmışsın. Karşı taraftaki kişi mesajını görmüş, mavi tikler var ama cevap yok. Ve bir anda zihnin çalışmaya başlıyor: “Yanlış bir şey mi söyledim?” “Acaba bana mı kızdı?” “Yoksa artık eskisi gibi değil miyiz?” Sonra fark etmeden bütün günün, onun cevabına bağlı hale geliyor.
Sanki içindeki bir ses, o küçük ekrandan gelecek bir bildirime endeksleniyor. Telefonu eline her alışında kalbin biraz daha hızlı atıyor. Ama cevap gelmiyor. Ve sen, sabahleyin o kadar güzel başlayan günününü cevap beklemekle geçiriyorsun.
Veya arkadaşınla bir plan yapmışsınız. Günler öncesinden konuşulmuş, hatta sen içinden içe biraz heyecan bile yapmışsın. O gün geliyor. Saat yaklaşıyor. Sen hazırlanmışsın, zihninde her şey net. Ama karşı taraftan bir mesaj geliyor: “Bugün iptal etsek olur mu?”
O an sadece bir plan iptal olmuyor aslında. İçinde bir şeyler de sarsılıyor. “Benimle vakit geçirmek istemiyor mu?” “Yeterince önemli değil miyim?” “Benim yerimde bir başkası olsa yine de iptal eder miydi?” Diye sürekli düşünüp duruyorsun.
İşte bugün sana tam bu anlarda uygulayabileceğin için bir şey anlatacağım: Mel Robbins’in “Bırak Yapsınlar” teorisi: yani bırakın onları teorisi.
Ama baştan söyleyeyim, bu öyle sıradan bir “boşver” videosu değil. Bu, kontrol etme ihtiyacını hayatından çıkarma videosu. Belki biraz da neredeyse her gün içimize işleyen o hafif ama ısrarlı gerilimi fark etme ve onu bırakma cesaretini göstermekle ilgili. Şimdi, “Bırakın onları” söylemi kulağa biraz sert gelebilir. Hatta bazı insanlar ilk duyduğunda “Yani umursamayacak mıyım?” – “İnsanları salıp gideyim mi?” De diyebilir.
Ama hayır, tam olarak bu değil. Aslında bu teori sana şunu söylüyor: Kontrol edemediğin şeyleri bırak ve kendine geri dön. Çünkü başkalarının ne yaptığı, ne düşündüğü ve ne hissettiği, senin kontrol alanında değil.
Hepimiz, farkında olalım ya da olmayalım, gün içinde sayısız kez kontrol edemediğimiz şeylere odaklanarak yoruluyoruz. Telefona baktığımızda bir arkadaşımızın bizi görmezden gelmesi, bir yakınımızın düşüncesiz bir sözü ya da trafikte bir arabanın önümüze kırması… Bu küçük anlar birikir ve günün sonunda kendimizi bazen değersiz, bazen sinirli bazen de çaresiz hissederiz. “Bırakın Onları” de tam bu noktalarda kullanılan, gerçekten daha az kafanıza takmanıza yardım olan bir yaklaşım.
Peki nasıl uygulayacağız? Bırakın Onları Teorisinin İki Adımı var:
Birinci adımda “o böyle davranıyor, ama bu onun tercihi asla benimle ilgili değil” diyebilmek.
İkincisi ise “Peki ben şimdi ne yapacağım?” Diyebilmek.
İkinci adım olmadan bu teori yarım kalır. Yani olay sadece “bırakıp” pasif bir şekilde beklemek değil, asıl mesele kendi tepkini seçme özgürlüğünü kullanmak. Aslında bu, şunu fark etmekle ilgili: İnsanları istediğin gibi davranmaya zorlamak, sadece içindeki gerilimi artırır. Çünkü kontrol edemediğin bir şeyi kontrol etmeye çalıştıkça, içinizdeki kaygı ve stres katlanarak büyür.
İş yerinde yöneticinin sinirli olması seninle ilgili değil mesela. Ya da arkadaş grubunun seni davet etmemesi, senin değerinle ilgili bir gösterge değil. Sadece bu davranış onların bir tercihidir. Ve o kısmı bıraktığında, kalan enerjiyi nereye harcayacağına sen karar verirsin.
Peki bu teoriyi günlük hayatta tam olarak nasıl uygularız? Diyelim ki bir arkadaşın sana söz verdiği halde seni bekletiyor. Beklerken içinizden geçenleri düşün. Belki bunun bir saygısızlık olduğunu düşünüyorsun ya da beni önemsemiyor ki diye düşünüyorsun. Sonra ne oluyor? Sinirleniyorsun, moralin bozuluyor, enerjin düşüyor. Çünkü sen bunun kendinle ilgili olduğunu düşünüyorsun. Yani aslında dikkat edersen burada hep gerçek olaydan çok senin zihninin bu olaylarla ilgili kurduğu hikaye seni yoruyor.
Bırakın onları teorisini kullanarak düşünmen gereken şey şu: Bırak onu, bu benimle ilgili değil. O şu anda bana istediğim gibi davranmıyor. Bu onun tercihi. Bunu değiştirmek benim işim değil.”
Sonra ikinci adım: “Ben ne yapıyorum şimdi?” Beklerken sinir olmak mı? Yoksa kendine bir kahve söyleyip o anı kurtarmak mı? İşte kırılım tam da burada. Telefonuna bakabilirsin, yanında kitap varsa kitap okuyabilirsin.
İlişkilerde En Zor Kısım: İptal Edilen Bir Plan
En zor kısmı ise ilişkilerde oluyor. Mesela partnerinle akşam dışarı çıkma planı yaptın ve o bu planı iptal ediyor. İlk gelen duygu genelde öfke değil, incinme olur. Ama o incinmenin altında şu soru var: “Ben onun için yeterince önemli değil miyim?” Ve işte tam burada “O şu an yorgun. Bu benim değerimle ilgili değil.” Diyebilmek gerekiyor.
Ama dikkat, bu kendini bastırmak değil. İkinci adım yine devrede: “Ben şimdi ne istiyorum?” Kendi akşamını yine kendin yaratabilirsin. Belki kendine bir film gecesi düzenlersin. Belki de yarın öğle arasında kendi başına güzel bir şey yemeye gidersin. Yani karşındaki kişinin seçimini kabul edersin, ama bu kabul seni mağdur pozisyonuna itmez. Tam tersine, kendi keyfini yaratma sorumluluğunu alırsın.
Onların hayal kırıklığına uğramasına izin ver. Çünkü yetişkinler kendi duygularıyla baş etmeyi öğrenmelidir. Bu cümle özellikle aile ilişkilerinde çok belirleyicidir. Annenin ya da babanın senin seçimlerine üzülmesi, o seçimi yanlış yaptığın anlamına gelmez.
..
Şunun altını çizmek istiyorum: bırakın onları teorisi insanları umursamamak değil. Bu çok kritik bir ayrım. Bu, insanları olduğu gibi görmek ve her şeyi kişisel almamayı öğrenmek demektir. Özellikle “insanları memnun etme” eğilimi yüksek olanlar için bu teori ilk başta korkutucu gelebilir. Çünkü onlar için “Bırak onları” demek, “Ben değersiz birisiyim” demek anlamına gelebilir.
Oysa bu teorinin amacı, ilişkileri koparmak değil, daha sağlıklı sınırlar koymaktır. Bu yaklaşım, özellikle başkalarının davranışlarını içselleştiren, yani kaygılı bağlanma modelleriyle mücadele eden kişilere büyük fayda sağlar. Yani sürekli “Acaba onlar ne der?”, “Bu hareketimi nasıl karşılarlar?” döngüsünde kaybolan biri için “Bırakın ne derlerse desinler” cümlesi, zincirleri kıran bir cümledir.
İçsel Kontrol Odağı: Soru Değiştiğinde Her Şey Değişir
Ve zamanla şunu fark ediyorsun: Enerjin hep aynı yerlere gidiyormuş. “Niye böyle yaptı?” “Beni neden anlamıyor?” “Acaba ne düşünüyor?” “Neden benimle buluşmadı?”
Ama sonra bir gün soru değişiyor: “Ben ne istiyorum?” İşte bu, psikolojide içsel kontrol odağı dediğimiz şey. Dışarıda olup bitenlere değil, kendi tepkilerine odaklanmak demek.
Daha önce “Neden bana böyle davranıyor?” diye düşünerek harcadığın saatlerin yerini, “Ben şimdi ne yapmak istiyorum?” sorusu almaya başlar. Mesela bir komşun her gün aynı saatte yüksek sesle müzik dinliyor. Teoriyi uygulamadan önce belki defalarca sinirle pencereden bakmışsındır, kapısını çalmayı düşünmüşsündür, içinden küfretmişsindir.
“Bırak onu” dediğinde, “O şu anda müziği dinlemeyi tercih ediyor. Bunu değiştirmek benim elimde değil” dersin. Ardından “Bırakayım ben” dersin ve kendi çözümünü üretirsin: O saatte evden çıkarım, gürültü önleyici kulaklık alırım ya da belki de not bırakıp kibarca rica ederim. Son seçenek yine bir “müdahale” gibi görünse de, bunu yaparken içindeki öfkeyle değil, sakin bir çözüm arayışıyla hareket edersin. Yani fark, biraz da senin duygusal durumundadır.
..
Bırakın onları teorisinin en güzel yanlarından biri de, insanlara kendi gerçekliklerini görme şansı vermesidir. Çünkü birilerini sürekli kontrol etmeye çalıştığında, onların seni nasıl gördüğünü asla tam olarak bilemezsin. Ama “Bırakın” dediğinde, insanlar gerçek yüzlerini gösterirler.
Tabii bu bazen acı verici olabilir. Örneğin, bir arkadaşının aslında seni hiç aramadığını, planlarına dahil etmediğini fark edersin. “Bırak onu” dediğin için onu arayıp hesap sormak zorunda kalmazsın. Kendini geri çekersin ve enerjini gerçekten seni gören insanlara yatırırsın. Teorinin bu yönü, aslında sana bir nevi kaynak yönetimini de öğretir. Çünkü zamanımız ve duygusal enerjimiz sınırlıdır hayatta. Bunları, değiştiremeyeceğin insanlara harcamak yerine, kendi iyiliğin için kullanmak, kendine verdiğin değerin en önemli göstergesidir.
Bırakın Onları Teorisindeki En Özgürleştirici Cümle
Ve belki de bu teorideki en zor ama kendin için en yapıcı cümle şu: Bırak onlar ne düşünüyorsa düşünsün. Bırak onlar ne yapıyorsa yapsın. Çünkü günün sonunda senin hayatının kalitesini belirleyen şey, başkalarının davranışları değil ki, senin onlara nasıl cevap verdiğin. Ve birini gerçekten bırakabildiğinde, aslında ilk defa onu olduğu gibi görmüş oluyorsun.
Kabul etmiş oluyorsun. Belki de bugüne kadar seni yoran şey, insanları değiştirmeye çalışmandı. Ama asıl gözümüzden kaçan ve en önemli nokta, o insanları değiştiremeyeceğini bilip, kendi yoluna bakmakta.
Son olarak şunu da eklemek istiyorum: Bu teori seni “her şeye aldırış etmez” birine dönüştürmez. Seni daha seçici birine dönüştürür. Ne kadar fazla şeyi “Bırakırsan”, o kadar az şey seni yanlışlıkla incitir.
Bu teoriyi hayatına alırken en basit yerden başla. Mesela birisi seni trafikte keskin bir şekilde solladığında, içinden “Bırak onu” de. Kendi yolculuğuna devam etmen gerektiğini hatırla. Ya da bir iş arkadaşın seni hiç ilgilendirmeyen bir konuda eleştirdiğinde, yine aynı cümleyi kur. Zamanla bu küçük anların birikerek hayatının büyük resmini nasıl değiştirdiğini göreceksin.
Bırakın onları ne derse desin. Bırakın onları ne yaparsa yapsın. Sen yine de kendi yoluna bak. Çünkü günün sonunda cebinle kalan şey, başkalarının senin hakkında ne düşündüğü değil, senin kendi hayatınla barışık olup olmadığın oluyor. Ve unutma, bırakın onları teorisi seni yalnızlaştırmak için değil, tam tersine doğru insanlarla daha sağlam ilişkiler kurabilmen için var. Çünkü birini gerçekten “bırakabildiğinde”, onu olduğu gibi görmüş ve kabul etmiş olursun. Ve belki de hayatındaki pek çok gerginlik, tam da bunu yapamadığın için vardı.
Son Söz: Özgürlük Tam Bu Soruda Saklı
Bugün bir yerde, bir şey takılıp kaldığında, içinden şunu söyle: Bırak onları. Asın ben şimdi ne yapacağım, ben ne istiyorum? İşte kilit nokta burası. Çünkü hayatın kalitesi, başkalarının sana nasıl davrandığıyla değil, senin onların davranışları karşısında kendine nasıl bir tepki seçtiğinle ilgilidir. Ve ne zaman ki gerçekten bırakırsın, o zaman ilk defa özgürce nefes almaya başlarsın.