Psikolog Desteği dendiğinde aklınızdan “Acaba gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusu geçiyor olabilir. Ya da “Herkes bir şeyler yaşıyor, ben niye kaldıramıyorum?” diye kendinizi sorguluyorsunuz. Belki de yıllardır içinizde taşıdığınız bir ağırlık var; ama bunu “büyütmeye” gerek olmadığını düşünüyorsunuz. Oysa ki bu düşünceler, desteğe ihtiyaç duyan her insanın zihninde dönen o kadar tanıdık bir sestir ki… Aslında sizi anlamayan birinin olmadığını, bu duyguları yaşamanın insan olmanın en doğal parçası olduğunu bilmenizi isterim.
Gelin, psikolog desteğinin neden bu kadar önemli olduğunu, neden bir lüks ya da sadece “ağır vakalar” için olmadığını birlikte konuşalım. Bunu yaparken de sizi akademik terimlerle boğmadan, hayatın tam içinden örneklerle ilerleyelim.
Hepimizin içinde bir “iç ses” vardır. Bazen bu ses bize yol gösterir, bazen de durmadan aynı şeyleri tekrar eden bir plak gibi takılıp kalır. Bir sabah uyanırsınız, içinizde tarif edemediğiniz bir huzursuzluk vardır. Belki de geçen akşam arkadaş ortamında söylediğiniz bir sözü günlerce zihninizde döndürürsünüz. “Keşke öyle söylemeseydim”, “Acaba yanlış mı anlaşıldım?” diye düşünür durursunuz. Çevrenizdeki insanlar bunu fark etmez bile, ama siz gece uykuya dalamazsınız.
İşte bu noktada Psikolog Desteği, bu kısır döngüyü kırmak için bir anahtar görevi görür. Çünkü kendi içimizdeyken, düşüncelerimizin nerede başlayıp nerede bittiğini görmek neredeyse imkânsızdır. Bir sabah kahvaltıda annenizle ya da eşinizle konuşurken, aslında sizi asıl rahatsız eden şeyin o anki konuşma değil, yıllar öncesinden taşıdığınız bir his olduğunu anlamak, ancak dışarıdan birinin aynaya tuttuğu ışıkla mümkün olur.
Örneğin; yıllardır her hafta sonu ziyaret ettiğiniz aile büyüklerinize gitmek için içinizde bir baskı hissedersiniz. Giderseniz yorulursunuz, gitmezseniz suçluluk duyarsınız. Bu durumu etrafınızdakilere anlattığınızda “Ama onlar seni çok seviyor, gitsene” gibi cümlelerle karşılaşırsınız. Oysa içinizdeki çatışma, “gitmek ya da gitmemek”ten çok daha derindir.
Belki de çocukluğunuzdan beri hep “iyi çocuk” olmanız beklendi, kendi ihtiyaçlarınızı ertelemeyi öğrendiniz. Bir psikologla bu durumu konuştuğunuzda, aslında hafta sonları için içinizde hissettiğiniz o ağırlığın, sadece “ziyaret” meselesi olmadığını görürsünüz. Desteğin önemi tam da burada başlar: Sizi sizden daha iyi tanımayan biri, ama hiçbir yargı olmadan, düşüncelerinizin haritasını çıkarmanıza yardım eder.
Günlük hayatımızda duygularımızı ifade etmek için pek alanımız yoktur. İş yerinde “nasılsın?” diye sorulduğunda vereceğimiz cevap neredeyse bellidir: “İyiyim, teşekkür ederim.” Arkadaş sohbetlerinde derdini anlatsan bile, karşındaki kişinin hemen “Yapma, geçer, boşver” diyerek konuyu kapatma ihtimali vardır. Aslında kimse kötü niyetli değildir; ama çoğu insan bir başkasının acısına ya da karmaşık duygularına tahammül etmekte zorlanır. Oysa Psikolog Desteği duygularınızın “tam olarak görüldüğü” bir alandır.
Düşünsenize; akşam eve geldiniz, kapıyı açtınız. Çocuklarınız varsa koşturmaca başlıyor, eşinizle ya da ev arkadaşınızla günün yorgunluğunu paylaşmaya çalışıyorsunuz. Ama içten içe bir şeyler eksik. Belki de sabahtan beri içinizde tuttuğunuz bir öfke var; ama “neden” diye sorduğunuzda tam bir cevap veremiyorsunuz. Psikolog odası, tam da bu “nedenini bilmediğim duygular” için vardır. Orada duygularınızı adlandırmayı öğrenirsiniz. Öfke sandığınız şeyin aslında hayal kırıklığı olduğunu, üzüntü sandığınız şeyin aslında terk edilme korkusu olduğunu fark edersiniz.
Ve en önemlisi: O odada duygularınızın bir sonuç almak zorunda değilsiniz. “Şimdi ağladım, peki ne çözdük?” diye bir baskı yoktur. Bazen bir seans boyunca sadece anlatırsınız, bazen susarsınız. İşte bu, gündelik hayatın koşturmacasında size çok nadir tanınan bir haktır. “Sadece olmak” hakkı.
Günümüzde sosyal medya, iş hayatı, aile içi beklentiler derken, “her şey yolundaymış” gibi görünmek bazen bir zorunluluk haline geliyor. Hatta çoğu zaman bunu o kadar iyi başarıyoruz ki, en yakınımızdaki insanlar bile içimizde neler olup bittiğini tahmin edemiyor. Sabah işe giderken yüzümüze bir maske takıyoruz; toplantılarda kararlı görünüyoruz, arkadaşlarla kahve içerken gülüyoruz. Ama gece yatağa uzandığımızda, o maske düşüyor ve içimizdeki o tanıdık boşluk hissi yeniden başlıyor.
Psikolog Desteği, bu maskeyi indirmek için güvenli bir limandır. Orada “çok güçlü” ya da “her şeyin üstesinden gelen kişi” olmak zorunda değilsiniz. Hatta tam tersine, yorulduğunuzu söylemek, “yeter artık” demek, kırılgan taraflarınızı göstermek için en uygun yerdir. Çünkü karşınızdaki kişi, sizi “nasıl olmanız gerektiği” ile değil, “nasıl olduğunuz” ile kabul eder.
Bu durumu bir örnekle düşünelim: Diyelim ki son bir yıldır uyku problemleriniz var. Her gece saatlerce dönüp duruyor, sabah yorgun kalkıyorsunuz. Doktora gittiniz, tahliller temiz çıktı. Çevrenizdekiler “Spor yap, melatonin al” gibi tavsiyeler veriyor. Ama içinizden bir ses biliyor ki, asıl mesele uyku değil. Belki iş yerinde terfi alamadınız, belki ilişkinizde hissetmediğiniz bir güvensizlik var, belki de yıllar önce yaşadığınız bir kaybın yası hâlâ tamamlanmadı.
Bir psikologla konuşmaya başladığınızda, uykusuzluğun aslında bastırılmış duyguların bir yansıması olduğunu keşfedersiniz. Ve uykuya dalmak için ilaç değil, bastırdığınız duygularla kurduğunuz yeni bir ilişki gerekir. İşte bu farkındalık, desteğin ne kadar hayati olduğunu gösterir.
Çoğu zaman Psikolog Desteğini “büyük travmalar” ile ilişkilendiririz. Oysa hayatın içinde öyle anlar vardır ki, dışarıdan bakan biri için “küçük” görünebilir, ama sizin dünyanızı sarsar. Örneğin; çok sevdiğiniz bir bitkinin kuruması, aslında bakım verme ihtiyacınızın karşılıksız kalmasıyla ilgili derin bir üzüntüyü tetikleyebilir. Ya da bir arkadaşınızın sizi aramadan geçen bir doğum günü, “unutulmak” ile ilgili eski yaralarınızı kanatabilir.
Bu tür anları çevrenizdeki insanlarla paylaştığınızda genellikle “Çok takma, daha büyük sorunların var” gibi tepkiler alırsınız. Oysa sizi anlamayan birinin “büyütme” demesi, o anki yalnızlık hissinizi daha da artırır. Psikolog Desteği, “küçük” görünen ama sizin için büyük olan her şeyin konuşulabileceği bir yerdir. Orada bir olayın “önemli olup olmadığına” dışarıdan biri karar vermez. Sizin için neyin ağır olduğu, sadece sizin hissettiğinizle ölçülür.
Bir sabah markete giderken kasadaki kasiyerin size kaba davrandığını varsayalım. Gün boyu bu olayı düşünür, içinizde bir öfke birikir, belki de günlerce bu anı zihninizde tekrar edersiniz. Dışarıdan bakıldığında “Sadece kaba bir kasiyer” gibi görünen bu olay, sizde neden bu kadar büyür? Belki çocukluğunuzda sürekli eleştirildiniz, belki de kendinizi ifade etmekte hep zorlandınız.
Bir psikologla bu olayı konuştuğunuzda, aslında öfkenizin sadece o ana ait olmadığını, yıllardır biriken bir şeyin taştığını görürsünüz. Ve bu, size sadece “öfke kontrolü” öğretmekten çok daha fazlasını sağlar: Kendinizi yeniden tanımanızı sağlar.
Hayat, sürekli kararlar almamızı gerektirir. Hangi şehirde yaşayacağım, işimi değiştirmeli miyim, bu ilişkiyi sürdürmeli miyim, çocuğum için hangi okul daha iyi? Bu kararların her biri, bazen aylarca süren bir düşünme sürecini beraberinde getirir. Ama bazen o kadar çok düşünürüz ki, düşünmek eylemin kendisini felç eder. Bu noktada Psikolog Desteği, zihnimizdeki bulanıklığı gidermek için bir pusula görevi görür.
Bir karar veremiyorsanız, bunun nedeni çoğu zaman “yanlış yapma” korkusudur. Ya da başkalarını hayal kırıklığına uğratma endişesidir. Oysa bir psikologla bu kararın altında yatan değerlerinizi, korkularınızı ve gerçekten ne istediğinizi konuştuğunuzda, cevap aslında içinizde bir yerde duruyordur. Desteğin önemi, size o cevabı “doğru” ya da “yanlış” diye etiketlemeden, kendi sesinizi duymanız için alan açmasıdır.
Örneğin; bir süredir ilişkisi olan biri düşünelim. Partneriyle arasında sürekli aynı konularda tartışıyorlar, ama bir yandan da ayrılmaya cesaret edemiyor. “Belki de ben çok talepkârım”, “Herkes böyle zaten”, “Kaç yaşına geldim, yeniden başlayamam” gibi cümleler zihninde dönüp duruyor. Arkadaşları “Ayrıl ya da devam et, kararını ver” diyor.
Ama bu baskı, işleri daha da zorlaştırıyor. Oysa psikolog odasında, bu kişi “ben ne istiyorum?” sorusunu tüm baskılardan arınmış bir şekilde sorabilir. Belki de aslında ilişkiden değil, yalnız kalmaktan korktuğunu fark eder. Ya da tam tersi, bu ilişkinin ona kendinden ne kadar götürdüğünü. Bu farkındalıkla alınan bir karar, pişmanlıkla alınmış bir karardan her zaman daha sağlıklıdır.
Psikolog Desteği denildiğinde akla genellikle “bir sorunu çözmek” gelir. Oysa iyi bir destek süreci, sadece mevcut sorunları çözmekle kalmaz; aynı zamanda ileride karşılaşabileceğiniz zorluklarla nasıl baş edeceğinize dair size bir araç kutusu sunar. Hayatın sürprizleri hiç bitmez. Bir yakınınızı kaybedebilir, işinizi kaybedebilir, beklenmedik bir sağlık sorunuyla karşılaşabilirsiniz.
Bu tür anlarda, daha önce terapi almış birinin, almamış birine göre daha hızlı toparlanabildiğini gösteren pek çok çalışma vardır. Çünkü terapi, sizi sadece o anki krizden kurtarmaz; aynı zamanda duygularınızı tanıma, ihtiyaçlarınızı fark etme ve kendinize şefkat gösterme becerilerini kalıcı hale getirir.
Bunu bir bahçe gibi düşünebilirsiniz. Bir psikologla geçirdiğiniz süre, bahçenizdeki yabani otları temizlemekle kalmaz, aynı zamanda toprağınızı nasıl işleyeceğinizi, hangi mevsimde ne ekmeniz gerektiğini, kuraklıkta nasıl sulama yapacağınızı da öğretir. Sonrasında bahçe sizindir, ama artık onunla nasıl ilgileneceğinizi bilirsiniz.
Tüm bunları okurken, belki de içinizden “Keşke daha önce başvursaydım” ya da “Ama ben nereden başlayacağımı bilmiyorum” geçiyor olabilir. Ya da belki de “Bu dediklerin güzel ama benim derdim bambaşka, kimse anlamaz” diye düşünüyorsunuz. İnanın ki bu duygular, psikolog desteğine başlamadan önce hemen hemen herkesin yaşadığı duygulardır. “Derdimin ne kadar büyük olduğunu bilmiyorlar”, “Bana yardım edebileceklerini sanmıyorum”, “Ya çok saçma bulurlarsa”… Bunlar, sizin gibi düşünen binlerce insanın zihninden geçen cümlelerdir.
Oysa bir psikologun odası, “çok büyük dertlerin” konuşulduğu bir yer değildir; “insana dair her şeyin” konuşulduğu bir yerdir. Ağladığınızda, sustuğunuzda, kızdığınızda, utandığınızda, sevindiğinizde… Hepsi orada yer bulur. Ve belki de en önemlisi, bir psikologun size söyleyeceği en değerli şey, “Sizi anlıyorum” cümlesi değil, sizin kendinizi “anlaşılmış” hissetmenizdir. Bunun için kelimelere bile gerek yoktur bazen. Bir bakış, bir baş sallama, odanın sessizliği bile “buradasın ve yalnız değilsin” mesajını verebilir.
Hayatınızda bir dönem, “Artık böyle devam edemeyeceğim” dediğiniz bir an olmuştur ya da gelecektir. Belki de tam olarak o an şu an. Kendi başınıza çözmeye çalıştığınız, gece gündüz düşündüğünüz, ama bir türlü içinden çıkamadığınız o mesele için bir uzmandan destek almak, ne bir zayıflık göstergesidir ne de “abartmak”. Kendinize yapabileceğiniz en kıymetli yatırımdır.
Unutmayın, bir evin temeli sağlam olmazsa, duvarlar ne kadar güzel boyanırsa boyansın, bir gün çatlaklar ortaya çıkar. Psikolog desteği, sizin kendi iç temelinizi sağlamlaştırmanız için bir fırsattır. O temel sağlam olduğunda, hayatın fırtınaları sizi ne kadar sarsarsa sarsın, ayakta kalmasını bilirsiniz.
Şimdi, eğer bu yazıyı okuyup da içinizde bir “keşke” varsa, “acaba” varsa, belki de ilk adımı atmak için doğru zamandasınızdır. İlk adım, bir telefon açmak, bir mesaj göndermek, “Ben gelmek istiyorum” demektir. Gerisi, sizi anlayacak birinin rehberliğinde, kendi yolunuzu bulma hikayesidir. Ve o yolda yürürken, şunu asla unutmayın: Yardım istemek, aslında kendine duyulan en büyük saygıdır.
Çalıştığım bireylerin sorunlarına yönelik tek bir ekolden beslenmek yerine farklı terapi yaklaşımlarından faydalanarak daha etkili ve kapsayıcı terapi hizmeti vermekteyim.
Şişli Merkez Mahallesi Büyükdere Caddesi İdealtepe Apartmanı No:37 Kat:4 Daire 5 Şişli/İstanbul
Copyright © 2024 Creo. Tüm hakları saklıdır.