Mutluluk İçin ne yapmamız gerektiğini konuşmaktan yorulmadık mı? Her gün yeni bir kişisel gelişim önerisi, yeni bir mutluluk reçetesi, yeni bir yaşam koçluğu tavsiyesi… Oysa belki de asıl mesele, Mutluluk İçin ne yapmamız gerektiğinden çok, neleri bırakmamız gerektiğidir. Çünkü farkında olmadan sürdürdüğümüz bazı alışkanlıklar, mutluluğun kapısını araladığımız her seferinde sessizce arkamızdan kapatıyor.
Birçok insana hayattaki nihai amacını sorsak mutluluk deriz. Günün sonunda çalışmak da, spor yapmak da, sağlıklı beslenmek de daha sağlıklı ve dolayısıyla daha mutlu olmak için yaptığımız şeylerdir. Ancak hayatın telaşı o kadar yoğun ki, bir taraftan elde etmek için uğraştığımız mutluluğu günlük hayatta kaçırıyor gibiyiz.
Mutluluk dediğimiz kavram aslında o kadar sıradandır ki çoğu zaman farkında olamayız. Yani Mutluluk İçin, peşinde koşarken geçirdiğimiz her an, bir yandan da bazı küçük alışkanlıklarımızla birlikte onu kaçırmamıza sebep olur.
İşte Mutluluk İçin bırakmanız gereken 7 psikolojik alışkanlık…
1. Mükemmeliyetçilik ve “Tam Olma” Takıntısı
Mutluluğu sabote eden alışkanlıkların başında, yaptığımız her şeyi daha iyi, hatta mükemmel yapmamız gerektiği inancı gelir. Hayatta hepimizin en çok yanıldığı nokta, kusursuz ve harika olursak o kadar mutlu olacağımız varsayımıdır. Bu düşünceyle birlikte günümüzde her şeyi aşırı yapmaya başladık.
En basitinden sağlıklı beslenme meselesine bakalım. Sağlıklı beslenmek elbette çok önemlidir, ama bunu kusursuz sürdürebilen var mıdır gerçekten? Peki ya şimdi çok popüler olan kişisel gelişim çılgınlığı? Her gün kendimize bir şeyler katmamız, sürekli öğrenmemiz, sürekli ilerlememiz gerektiği fikri… Gerçekten her gün kendimize bir şeyler katmamız gerekiyor mu?
Yaptığımız her şeyi kusursuz ve en uçta yapma yanılgısı bizi o kadar yorgun hissettirir ki, o günkü hedeflerimize ulaşsak bile içimizde hep bir eksiklik hissederiz. Ben buna tamlık zehirlenmesi ismini taktım. Tam olmak, bütün olmak bize sanki ulaşmamız gereken bir şeymiş gibi öğretiliyor: sürekli bilgi öğrenmek, sürekli sağlıklı beslenmek, sürekli daha iyi olmak…
Ama kendi hayatımda ne kadar çok tam olmak için çaba harcasam, kendimi o kadar eksik hissediyorum. Ne kadar çok mükemmel olmaya çalışsam, hatalarımı o kadar büyütüyorum. Oysa mesele tam olmaya çalışmak değildir. Eksik olabiliriz, hata yapabiliriz, yanlış kararlar alabiliriz. Kariyerimiz istediğimiz noktada olmayabilir, hatta akşam yemeğimiz istediğimiz kıvamda olmayabilir. Tüm bunlara rağmen asıl olan hayatımızın kendi ritminde devam etmesidir. Asıl olan ara sıra abur cubur yiyerek de yola devam edebilmemizdir. Kendi hayat yolculuğumuz ancak bu şekilde anlam kazanır.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken ilk şey, her şeyi mükemmel yapmak zorunda olduğunuz inancıdır. Kendinize bugün şu izni verin: Bugün sadece “yeterince iyi” olmak, bütün olmaya çalışmaktan daha değerli.
2. Geçmişin Ağırlığını Her An Sırtlamak
Mutluluğu kaçırmamızın bir diğer büyük sebebi, geçmişimizin ağırlığını bu kadar çok sırtlamak zorunda olduğumuzu düşünmemizdir. Bazılarımız geçmişte o kadar çok sıkışırız ki, bugünü yaşarken bile geçmişteki keşkelerimiz bize eşlik eder.
Geçmişte her ne olduysa tabii ki silemeyiz. Yaşanmışlıklarımız bizim bir parçamızdır ve onları inkar etmek de doğru değildir. Ama burada bahsettiğim nokta, geçmişi hatırlamakla onda yaşamak arasında dağlar kadar fark olmasıdır. Maalesef biz bunu alışkanlık haline getiriyoruz. Farkında olmadan alışkanlık haline getirdiğimiz o hataları, pişmanlıkları, “keşkeleri” her gün yeniden yaşıyoruz.
Mesela yıllar önce yanlış bir karar vermişsinizdir, o karar hayatınızın akışını değiştirmiştir. Ama siz bugün hala o anın içindesinizdir. Onu düşünürken içinizdeki burukluk o kadar canlıdır ki, sanki dün olmuş gibi gelir. Bugün yaşadığınız güzel bir anın içinde bile, o eski acı usulca yanınızda durur.
Elbette bu sadece büyük pişmanlıklarla sınırlı değildir. Daha dün bir arkadaşınıza söylediğiniz bir söz içinizi kemirebilir. Akşam yemeğinde yanlış bir espri yaptıysanız, gece boyunca o anı zihninizde tekrarlar durursunuz. Geçmişin bu şekilde sürekli bizimle olması, bugünden alacağımız mutluluğu sabote eder.
Bu yüzden, bugünü yaşamak için dünün bazı yüklerini bırakmamız gerekiyor. Bu elbette kolay değildir. İnsanlara “bırak gitsin” demek dünyanın en kolay şeyidir, ama yapması çok zordur. Yine de bu alışkanlık bugün peşimizi bırakmıyorsa, bunun farkında olmak bile mutluluğu kaçırmamak için çok güçlü bir ilk adım olacaktır.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken ikinci şey, geçmişin yükünü her an sırtınızda taşıma alışkanlığıdır. Dün yaşananlar bugününüzü belirlemek zorunda değil.
3. Sürekli Kıyaslama ve Sosyal Medya Tuzağı
Şimdi mutluluğumuzu gün içinde en çok sabote eden alışkanlığımıza gelelim: sürekli kendimizi diğer insanlarla karşılaştırmak. Buradaki en zorlu etken şüphesiz sosyal medyadır. Şunu kabul edelim: günümüzde kimse sosyal medyadan uzak duramıyor. Aslında sorun bu da değil. Sorun, bu kullanımın bir süre sonra zihnimizde kıyaslama alışkanlığı oluşturmasıdır.
Hepimizin hayatının belli dinamikleri vardır. Hiç kimse hayatı aynı şiddette yaşamıyor, aynı koşullarda değil, aynı avantajlara sahip değil. Dolayısıyla hala ulaşamadıklarımızı görmek tabii ki bizi üzer. Ama elde ettiklerimizi de gözden kaçırmazsak, bu daha sağlıklı olacak gibi hissettirir.
Bir süre sonra bu kıyaslama alışkanlığı öyle bir noktaya gelir ki, artık kendi hayatımızı yaşamaktan çok başkalarının hayatlarını izleyen bir seyirciye dönüşürüz. Sabah uyanır uyanmaz elimiz telefonumuza gider, birilerinin kahvaltısına bakarız, tatile çıkmış arkadaşımızın güneşli fotoğraflarını görürüz, yeni araba almış tanıdığımızın paylaşımlarını inceleriz. Sonra kendi evimize, kendi kahvemize, kendi sıradan sabahımıza bakıp için için yetersiz hissederiz.
Oysa kimse sosyal medyada perde arkasını göstermiyor. Kimse o fotoğrafın çekilene kadar yaşadığı onca hazırlığı, stresi, belki de o anki tartışmayı paylaşmıyor. Ama biz beynimizde o anı öyle bir kurguluyoruz ki, sanki herkes bizden daha mutlu, daha başarılı, daha huzurlu gibi gelir. Oysa gerçek şu ki, herkesin kendi içinde mücadelesi vardır. Herkesin sabah uyanırken yüzleştiği kendi zorlukları vardır. Bunu göz ardı ettiğimizde, kendi hayatımızın kıymetini de unuturuz.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken üçüncü şey, başkalarıyla kıyaslama alışkanlığıdır. Kendi yolculuğunuz, başkasının yolculuğuyla yarışmak zorunda değil. Kendi hikayeniz, başkasının hikayesiyle aynı olmak zorunda değil.
4. Sürekli Geleceği Düşünme ve Kaygı
Mutluluğumuzu her gün sabote ettiğimiz diğer bir alışkanlığımız da sürekli geleceği düşünmektir. “Acaba beş yıl sonra nerede olacağım?”, “Bu ilişki beni mutlu edecek mi?”, “Bu işte ilerleyebilecek miyim?” gibi sorular zihnimizi o kadar meşgul eder ki, yaşadığımız anın içinde bile olamayız.
Gelecek kaygısı, bugünün tadını kaçıran en büyük etkenlerden biridir. Kendimizi sürekli ileriye bakarken buluruz. Hatta elimizdeki güzel anları bile gelecek endişesiyle zehirleriz. Mesela çok sevdiğiniz bir arkadaşınızla oturuyorsunuz, kahvenizi içiyorsunuz, sohbet güzel gidiyor. Ama içinizden bir ses “Ya bu arkadaşlık ileride bozulursa?” diye fısıldar. Veya iş yerinde güzel bir projede görev aldınız, ama içinizden bir ses “Ya bu başarısız olursa?” diye sorar.
Gelecek kaygısı, bugünün hakkını veremememize neden olur. Ve en kötüsü, bu kaygıyla geçirdiğimiz her an, aslında gelecekte “Keşke o anın tadını çıkarsaydım” dediğimiz anlara dönüşür. Ne kadar ironik değil mi? Geleceği düşünerek bugünü yaşamayı reddediyoruz, ama gelecekte de kendimizi bugünü özlerken buluyoruz.
O yüzden her zaman ulaşacaklarımıza değil, bugün yaptıklarımıza da biraz göz gezdirmemiz gerekiyor. Bugünkü mücadelemizi, bugünkü çabamızı da kendimize hatırlatmamız gerekiyor. Yoksa sürekli geleceği düşünerek hiçbir zaman mutlu olamayız.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken dördüncü şey, gelecek kaygısıyla yaşama alışkanlığıdır. Gelecek önemlidir elbette, ama bugünü yaşamadan geleceğe ulaşmanın bir yolu yoktur.
5. Kontrol Edemediğini Kontrol Etmeye Çalışmak
Bir diğer yaygın alışkanlık da kontrol edemediğimiz şeyleri kontrol etmeye çalışmaktır. Belirsizlikten hiç kimse hoşlanmaz. Bunun sebebi, belirsizlik anlarının aslında bizde bir alarm gibi çalışmasıdır. Bu alarmı hissettiğimizde hemen bir şeyler yapmalı, hemen müdahale etmeli, hemen sonucu değiştirmeliyiz hissine kapılırız.
Ama hayatın çok basit bir gerçeği var: her şeyi kontrol edemeyiz. Diğer insanların ne düşündüğünü kontrol edemeyiz, havanın nasıl olacağını kontrol edemeyiz, ekonominin gidişatını kontrol edemeyiz. Hatta bazen kendi duygularımızı bile tam olarak kontrol edemeyiz. Ama bunu bilmemize rağmen yine de deneriz ve denedikçe yoruluruz.
Bu bir alışkanlığa dönüşmüş durumdadır. Kontrol etmeye çalıştığımız her şey, aslında bizi kontrol eder. Zihnimiz sürekli bir çözüm arar, sürekli bir plan yapar. Ama hayat, planlara hiçbir zaman tam uymaz.
Bırakmayı öğrenmek işte burada devreye girer. Bazı şeylerin kendi yolunda gitmesine izin vermek, belki de yapabileceğimiz en konforlu şeydir. Sadece kendi çabamızın yettiği yere kadar kontrol edebiliriz; gerisi nefes alıp beklemek ve çabamıza güvenmekten geçer.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken beşinci şey, kontrol edemediğiniz şeyleri kontrol etmeye çalışma alışkanlığıdır. Akışa güvenmek, hayatın bazı dönemlerinde sadece izin vermek, belki de en büyük özgürleşmedir.
6. Kendine Karşı Acımasız Olmak
Mutluluğumuzu en çok baltaladığımız alışkanlıklardan biri, hatta belki en yıkıcı olanı: kendimize karşı acımasız olmak. Yani kendi en iyi arkadaşımıza asla söylemeyeceğimiz şeyleri, her gün aynanın karşısında kendimize söylemek.
“Yine mi başaramadın?”, “Ne kadar beceriksizim!”, “Kimse seni sevmiyor zaten”, “Bunu hak etmedin”, “Zaten yapamazdın” gibi cümleler kendi iç sesimiz haline geldiğinde, mutluluğun o eve girmesi mümkün değildir. Kendimize karşı bu kadar sert olduğumuzda, her hatamızı büyütürüz, her eksikliğimizi yüzümüze vururuz.
Halbuki başkalarına ne kadar anlayışlı ve merhametliyiz, değil mi? Bir arkadaşımız bir işi beceremediğinde “Olsun, bir dahakine daha iyi yaparsın” deriz. Bir yakınımız zor bir dönemden geçtiğinde “Her şey geçer, kendine iyi bak” deriz. Ama kendimize aynı şeyi söyleyemeyiz.
Peki neden kendimize bu kadar zoruz? Çünkü belki de çocukluğumuzdan beri bize öğretilen “hata yapma” kültürü, ya da belki de mükemmeliyetçilik. Ama unuttuğumuz bir şey var: hata yapmak insan olmanın en doğal parçasıdır. Hata yapmıyorsak, aslında denemiyoruz demektir. Yeni şeyler denemiyor, sınırlarımızı zorlamıyor, büyümüyoruz demektir.
Tam da bu sebeple kendimize karşı diğer herkesten daha iyi davranmamız gerekiyor. Kendimize en çok ihtiyacımız olan kişiyiz çünkü. Hayat boyu yanımızda olacak tek kişi kendimiziz.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken altıncı şey, kendinize karşı acımasız olma alışkanlığıdır. Kendinize bir arkadaşınıza davrandığınız gibi davranmaya başlayın. Hatalarınızı affedin, eksikliklerinizi kabul edin ve kendinizi olduğunuz gibi sevin.
7. Kendinle Bağlantını Koparmak
Ve son olarak, yedinci alışkanlık belki de hepsini içinde barındıran en kritik olanı: kendimizle bağlantımızı koparmak. Mutluluğu sabote eden en büyük şey, aslında kendi iç sesimizi duymamaktır.
Hep dışarıda bir şeylerle meşgulüz. Telefonlarla, ekranlarla, koşturmacalarla, yapılacaklar listeleriyle, sürekli bir yerlere yetişme telaşıyla… O kadar dolu bir hayatımız var ki, kendimize soracak tek bir dakikamız bile kalmıyor: “Bugün nasılım? Neye ihtiyacım var? Şu an gerçekten ne hissediyorum?”
Bu soruları sormuyoruz çünkü cevapları bilmiyoruz veya belki de cevaplar bizi korkutuyor. Ya kendimize dürüstçe baktığımızda aslında mutlu olmadığımızı görürsek? Ya içimizdeki ses bize sevmediğimiz şeyleri söylerse? Bu korkuyla, soruları sormamayı tercih ediyoruz.
Ama mesele şu: mutluluk dışarıda bir yerde değil. Ne yeni bir arabada, ne daha iyi bir evde, ne de daha çok beğenilmekte. Mutluluk, akşam sessizce oturup kendimizle barışabildiğimiz anda başlıyor. Kendi duygularımıza izin verdiğimizde, kendi sınırlarımızı kabul ettiğimizde ve kendi hikayemize sarıldığımızda.
Hep birlikte bir an düşünelim: bugün kendimize en son ne zaman “iyi iş çıkardın” dedik? En son ne zaman kendi halimize gülümsedik? En son ne zaman sadece oturup hiçbir şey yapmadan bir çay-kahve içtik, sadece var olduğumuz için şükrettik? Çünkü bazen mutluluk, koşmakta değil, durmakta saklıdır. Bazen mutluluk, bir şeyleri başarmakta değil, sadece var olmaktadır.
Mutluluk İçin bırakmanız gereken yedinci ve belki de en önemli şey, kendinizle bağlantınızı koparma alışkanlığıdır. İçinize dönmeyi öğrenin. Kendi sesinizi duymayı öğrenin. Çünkü mutluluk, sizin içinizde zaten var. Sadece onu duymak için biraz sessizliğe ihtiyacınız var.
Son Söz: Mutluluk İçin Farkındalık İlk Adımdır
İşte bu 7 alışkanlık, farkına varmadan hayatımızı ele geçiriyor. Ama iyi haber şu ki, alışkanlıklar öğrenilir, aynı şekilde öğrenilmedikleri de mümkündür. Bugün farkındalıkla küçük bir adım atmak, yarın büyük bir değişimi getirebilir.
Mükemmel olmak zorunda değiliz.
Geçmişin yükünü her an taşımak zorunda değiliz.
Kendimizi başkalarıyla kıyaslamak zorunda değiliz.
Gelecek endişesiyle yaşamak zorunda değiliz.
Her şeyi kontrol etmek zorunda değiliz.
Kendimize eziyet etmek zorunda değiliz.
Kendimizle bağlantıyı koparmak zorunda değiliz.
Belki bugün, bu alışkanlıklardan sadece birini fark edip “dur” demek bile hayatınızda birçok şeyi değiştirecek. Ve inanın, bu küçük farkındalık bile, hayatınızda ne kadar çok mutluluk olduğunu gösterecek. Çünkü mutluluk aslında hep burada, avuçlarımızın içinde, ama biz onu görmek için biraz olsun yavaşlamayı ve kendi içimize dönmeyi öğrenmeliyiz.
Kendinize bugün bir iyilik yapın ve bu 7 alışkanlıktan hangisinin sizin hayatınızda daha baskın olduğuna bir bakın. Onu fark etmek, zaten onun gücünü kırmak için atılmış en önemli adım olacaktır.
Mutluluk İçin bırakmanız gerekenler aslında ne kadar çok şeymiş, değil mi? Ama belki de mutluluk, eklemekten çok çıkarmakla ilgilidir. Belki de Mutluluk İçin sahip olduklarımıza bir şeyler eklemekten değil, zihnimizdeki ve kalbimizdeki fazlalıkları atmaktan geçiyordur.
Şimdi siz de kendi hayatınıza bir bakın. Hangi alışkanlık sizin mutluluğunuzun önündeki en büyük engel? Hangisini bırakmak, hayatınızda en büyük değişimi yaratır? Belki de bugün, o alışkanlığı fark etmekle başlayan bir yolculuğa çıkma zamanıdır.
Çünkü mutlu bir hayat, aslında Mutluluk İçin yapılan büyük fedakarlıklarda değil; küçük bırakışlarda saklıdır. Kendinize iyi bakın ve unutmayın: mutluluk sizin içinizde, sadece onu görmeyi seçmeniz gerekiyor.
Umarım bu yazı sizin için bir farkındalık yaratır. Çok güzel bir hayatınız olsun!