Anksiyete durduk yere mi geliyor? Çoğu zaman hayır. Sabah normal uyanıp öğlene doğru nedensizce kalbinizin hızlandığını, içinizin sıkıştığını hissettiğiniz anların aslında çok da “nedensiz” olmadığını fark ettiniz mi?
Anksiyete genellikle büyük travmalardan değil; günlük hayatta farkında olmadan tekrarladığımız küçük, otomatik alışkanlıklardan beslenir. Biz fark etmeden onu her gün bir kaşık daha büyütürüz. Bu yazıda, anksiyeteyi besleyen ve hepimizin zaman zaman yaptığı o günlük alışkanlıkları inceleyeceğiz. Amacımız suçlamak değil, farkındalık yaratmak. Çünkü değişim, fark etmekle başlar.
https://www.youtube.com/watch?v=vkLz0k43prU
Sabah alarmı çaldığında “5 dakika daha” demek sadece uyku düzeninizi bozmaz. Bu davranış, beyninize şu mesajı verir: “Zorluklardan kaçabilirim.” Gün, bir kaçınma davranışıyla başlar. Bu, gün içinde mailleri, zor konuşmaları, sorumlulukları erteleme eğiliminizi artırır. Kontrol hissiniz azalır, anksiyete artar. Çözüm mü? İlk alarmda kalkmaya çalışın. Bu küçük zafer, beyninize “Kontrol bende” mesajını gönderir.
Telefonu elinize alıp “bir bakıp çıkacağım” demek, modern çağın en büyük anksiyete tuzaklarından biridir. Olumsuz haberler, tartışmalar ve felaket senaryolarıyla dolu bir sosyal medya akışı, beyninizin sürekli “tehlike” alarmı vermesine neden olur. Bu kontrolsüz bilgi tüketimi, bir çaresizlik ve güvensizlik hissi yaratır. Bilinçsiz kaydırmayı fark etmek ve sınırlamak, zihinsel güvenliğiniz için kritiktir.
“Sürekli çalış, dinlenmeyi hak et” mantığı, sizi tükenmişliğe sürükler. Mola vermeyi bir lüks veya ödül olarak görmek, bedeninizi ve zihninizi sürekli “açık” konumda tutar. Bu da stres hormonlarının sürekli salınımına yol açar. Unutmayın: Mola vermek tembellik değil, zorunlu bakımdır. Düzenli aralıklarla durmak, anksiyete zeminini kurutur.
“Mükemmel olamayacaksam hiç başlamayayım” gibi katı iç sesler, harekete geçme cesaretinizi kırar. Hata yapma korkusu, ertelemeyi ve hareketsizliği besler. Enerjiniz dışarı çıkamaz, içeride dönüp durur ve sonunda anksiyeteye dönüşür. Esnek olmayı, küçük adımları ve “yeterince iyi”yi kabul etmeyi öğrenmek çok iyi gelecektir.
Yorgun bir zihni telefonla, dizilerle veya oyunlarla “dinlendirmeye” çalışmak aslında daha fazla yorar. Bu aktiviteler dikkat dağıtır, dinlendirmez. Beyniniz hala uyarılmaya, kıyaslamaya ve işlemeye devam eder. Gerçek dinlenme, teknolojiden uzak, sakin bir yürüyüş, bir şeye odaklanmadan oturmak veya derin nefes almak gibi aktivitelerdir.
“Keşke şöyle deseydim…” diyerek geçmiş bir konuşmayı sürekli baştan oynamak, zihninizi inanılmaz yorar. Bu, geçmişi çözmek değil, ona takılı kalmaktır. Değiştiremeyeceğiniz bir senaryo üzerinde enerji harcamak, bugüne ve geleceğe odaklanmanızı engeller. Yorgun bir zihin, anksiyeteye en açık olandır.
“Acaba ne demek istedi?”, “Ya şöyle olursa?” diye diye belirsiz bir geleceği veya başkalarının zihnini okumaya çalışmak, zihinsel bir simülasyondur. Gerçek bir tehdit olmadığı halde bedeninize sürekli “tehlike” sinyali gönderirsiniz. Bu da kalp çarpıntısı, gerginlik gibi fiziksel anksiyete belirtilerini tetikler. Belirsizliği kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmek özgürleştiricidir.
Anksiyete genellikle durduk yere gelmez. Onu, bu listedeki gibi farkında olmadan yaptığımız günlük alışkanlıklarla besleriz. Değişim için kendinize karşı şefkatli olun. Bugün, bu alışkanlıklardan sadece BİR tanesini seçin ve yarın onunla ilgili minik bir değişiklik yapın.
“Evet, bunu yapıyormuşum” demek, değişimin ilk ve en güçlü adımıdır. Bu yazıyı, benzer hisseden birine göndererek farkındalığı yayabilirsiniz. Çünkü anksiyete ile başa çıkma yollarını bilmek, hayat kalitesini artırmanın en önemli adımıdır.
Kendinize iyi bakın.