Kaygı yönetimi birçok insanın zorlandığı bir konu. Kaygı, çoğu insanın hayatının bir döneminde karşılaştığı en zorlayıcı deneyimlerden biri. Aniden gelen nefes darlığı, hızlanan kalp atışları, birbirine giren düşünceler ve kontrol kaybı hissi… Ne kadar bastırmaya çalışırsak, kaygı o kadar büyür. Bu nedenle birçok kişi kaygı yönetimi konusunda çaresiz hissediyor.
Fakat kaygı yönetiminde şimdiye kadar duyduğun tüm tekniklerin tersine çalışan, bilimsel temelli ve oldukça güçlü bir yöntem var: Paradoksal Niyet Tekniği.
Bu yazıda, Viktor Frankl’ın geliştirdiği bu tekniği adım adım anlatarak kaygı döngüsünü nasıl kırabileceğini göstereceğim.
Kaygı hiçbir zaman “sadece düşüncelerle” ortaya çıkmaz. Beden, zihin ve duyguların iç içe geçtiği bir alarm sistemidir.
Ve en önemli nokta şudur:
Kaygı, kaçınmayla büyür.
“Ya sesim titrerse?” dersin → Sesin titrer.
“Ya kalbim hızlanırsa?” dersin → Kalbin hızlanır.
“Ya panik olursam?” dersin → Panik hissi yükselir.
Beyin, kaçındığın şeyi “tehlike” olarak algılar ve amigdala devreye girerek tüm alarm sistemini aktive eder. İşte bu yüzden kaygı yönetimi çoğu zaman başarısız olur: Kaygıyı bastırmaya çalışmak kaygıyı büyütür.
Viktor Frankl, Nazi toplama kamplarında hayatta kalan bir psikiyatristtir. Orada fark ettiği şey şuydu:
Hayatta kalanlar en güçlü görünenler değil, acısına anlam verebilenlerdi.
Bu bakış açısı ona, insan davranışlarının temel mekanizmalarını anlama fırsatı sundu. Savaş sonrası kliniğine gelen genç bir adamın “ellerimin titremesini durduramıyorum” şikâyeti üzerine Frankl devrim niteliğinde bir yöntem kullandı:
“O zaman titremeyi durdurmaya çalışma. Tam tersine, birlikte titretelim. Hatta daha fazla titret, rekor kır!”
Adam şaşkına dönse de denedi.
İsteğe bağlı titretmeye çalıştıkça titremenin azaldığını fark etti. Kısa süre sonra istemsiz titreme tamamen kayboldu.
İşte bu tekniğin adı Paradoksal Niyet:
Korktuğun şeyi özellikle istemek.
Bu yöntem, kaygı yönetimi alanında en etkili tekniklerden biri olarak kabul edilir.
Paradoksal niyet, kaygıyı besleyen kaçınma döngüsünü tersine çevirir.
Korktuğun şeye yöneldiğinde beyin artık “tehlike yok” mesajı alır.
“Bu duruma yaklaşıyorsam, demek ki bu tehlikeli bir şey değil” diye algılar.
Panik devre dışı kalır ve kontrol yeniden sana geçer.
Belirsiz kaygı yönetilemez.
Korkunu net bir cümleye dök:
“Toplantıda sesim titrer diye korkuyorum.”
“Kalbim hızlanınca kötü bir şey olacak diye korkuyorum.”
“Panik olursam insanlar bana bakar diye endişeleniyorum.”
Kaçınmak yerine alaycı bir tonda iste:
“Hadi bakalım, bu sefer sesim daha çok titresin!”
“Kalbim o kadar hızlı atsın ki yan odadan duyulsun.”
“Terleyeceksem rekor kırayım.”
Beyin abartıya dayanamaz:
“Toplantıda o kadar titreyeyim ki bardaklar devrilsin!”
“Kalbim öyle atsın ki biri maraton koşuyorum sansın!”
Bu adım kaygıyı ciddiyetsizleştirir.
Genellikle birkaç dakika sonra şunlar olur:
Titreme azalır
Kalp ritmi normale yaklaşır
Nefes düzene girer
Panik hissi söner
Bu tekniğin tek kuralı:
“Bastırma, davet et.”
Kaygıyı bastırırsan büyür.
Davet edersen söner.
Çünkü kaygı uzak durdukça güçlenen bir gölge gibidir.
Üzerine gittiğinde küçülür.
Frankl’ın söylediği gibi:
“Kaygıdan kaçtıkça kaybedersin; yaklaşınca özgürleşirsin.”
Kaygı yükseldiğinde kendine şunu söyle:
“Tamam kaygı geldi. Hoş geldin. Gel bakalım, görelim seni.”
Kaygıyı komik bir karaktere dönüştür.
Onu zihninde eğlenceli bir hayvan, kostüm ya da karikatür gibi hayal et.
Bu yaklaşım, kaygının hayatındaki gücünü hızla azaltır.
Kaygı, seni yönetmek zorunda değil.
Doğru teknikle, özellikle de paradoksal niyetle, kontrolü yeniden eline alabilirsin.
Bu yöntem:
Hızlı
Bilimsel
Etkili
Her ortamda uygulanabilir
Kaygı yönetimi konusunda gerçekten işe yarayan, pratik ve güçlü bir araçtır.