Blog Ayrıntıları

Uçak Korkusu Nasıl Geçer? Uçuş Korkusunu Yenmenin Yolları

Merhaba. Hazır yaz dönemindeyken, uçak korkusu yaşayanlar için bir metin kaleme almak istedim. Çünkü yaz döneminde özellikle çok fazla insanda bunu görüyorum. Eğer uçağa bindiğinizde kalbiniz hızlanıyorsa, kemerinizi bağlarken elleriniz terliyorsa, türbülans başladığında içten içe “Ya uçak düşerse?” diye düşünmeye başlıyorsanız veya sadece uçağa binmeyi düşünmek bile kalp atışınızı hızlandırıyorsa bu blog yazısında anlatacaklarım gerçekten işinize çok fazla yarayacak.

Önce bu korkunun neden kaynaklandığından biraz bahsedeceğim, çünkü sebebini bilmediğimiz bir şeyler mücadele etmemiz çok zor.

Aslında uçak korkusunda çoğu zaman korktuğumuz şey uçağın kendisi değil, kontrolü kaybetme hissidir.

Şöyle düşünün: Arabayı kullanırken direksiyon sizdedir. Fren yapabilir, sağa sola dönebilir, hızınızı ayarlayabilirsiniz. Ya da yan koltuktaysanız şoförün biraz yavaşlamasını söyleyebilirsiniz. Ama uçakta seyahat ederken kontrol tamamen başkasındadır ve biz sadece bir yolcuyuzdur. Ve beynimiz bu durumu çoğu zaman bir tehdit olarak algılar.

Şöyle bir gerçek de var: Evet, uçak dünyanın en güvenli ulaşım araçlarından biridir. Ama beynimiz bunu istatistiklerle yorumlamaz, tamamen hislerle değerlendirir.

Uçak Korkusunun Nedeni Ne?

Bununla birlikte uçak korkusu yaşamamızın 3 temel nedeni var.

Birinci Neden: Kontrol Kaybı

Dediğim gibi, beynimiz kontrol bizde olmadığında tetiklenir. Siz uçağın içinde oturuyorsunuz, perdeyi kapatıyorsunuz, koltuğunuzda kıpırdamadan duruyorsunuz. Ama uçak saatte 800 kilometre hızla gidiyor, yerden 10 bin metre yüksekte. Bu durumda beyniniz “Ben burada ne yapıyorum?” diye soruyor. Ve cevap bulamadığında kaygı devreye giriyor. Çünkü beynimiz kontrol edemediği durumları potansiyel tehlike olarak yorumluyor.

İkinci Neden: Sürekli Felaket Senaryoları Kurmamız

“Ya motor durursa?” “Ya türbülans çok şiddetli olursa?” “Ya uçak düşerse?” Bu sorular zihnimize geldiğinde, beynimiz bu ihtimalleri gerçekleşecekmiş gibi yaşamaya başlıyor.

Özellikle bazılarımız bu senaryoları kurma konusunda daha hassasız ve düşüncelerimizin gerçekliğine daha çok inanırız. Bir ihtimal aklına geldiğinde, o ihtimalin gerçekleşme olasılığını abartırız. Sanki “Bunu düşünüyorsam, demek ki gerçekten olabilir” gibi bir mantık yürütürüz. Halbuki bir şeyi düşünmekle onun gerçekleşmesi arasında uçurum var. Ama kaygılı bir beyin bu ayrımı yapmakta çok daha fazla zorlanır.

Üçüncü Neden: Bedensel Belirtiler

En çok gözden kaçırdığımız şey de bu oluyor. Uçağa bindiğinizde vücudunuzda neler oluyor mesela? Kalp çarpıntısı, terleme, baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı… Baktığımız zaman bu belirtiler kaygının doğal sonuçlarıdır ve belki uçakta değil ama diğer pek çok alanda bu belirtileri yaşıyoruz. Ama burada kritik bir nokta var:

Eğer daha kaygılı biriyseniz bu belirtileri gördüğünüzde “Bir şeyler ters gidiyor” diye düşünürsünüz doğal olarak. O düşünce de kaygıyı daha fazla artırır. Yani bedensel belirtiler kaygıyı artırıyor, kaygımız arttığında da daha fazla bedensel belirti getiriyor. Özetle birbirini besleyen bir döngü mekanizması gibi düşünün bunu.

Şimdi bu döngüyü biraz daha açalım. Çünkü burası psikolojik olarak en önemli kısım.

Uçak korkusunda döngü şöyle işler: Uçağa binersiniz. Uçak havalanır. Sonra bir türbülans olur. Uçak sallanır. Kalbiniz hızlanır. Ve siz “Eyvah, bir şey oluyor!” dersiniz. Kalbiniz daha da hızlanır. Sonra “Bak, gerçekten kötüleşiyor!” dersiniz. Elleriniz terlemeye başlar. “Kesin bir sorun var!” diye düşünürsünüz. Başınız döner. “Ya bayılırsam?” Diye düşünürsünüz. Ve bu düşünce sizi daha da kaygılandırır. Bu zincir böyle devam eder.

Aslında bu döngüde ilginç olan şey şu: Bazen korkunun kendisi, korktuğumuz şeyden daha büyük hale gelir.

Yani türbülans belki iki dakika sürecek. Ama siz o iki dakika içinde yaşadığınız kaygıyla, o kaygının yarattığı bedensel belirtilerle ve zihninizde kurduğunuz felaket senaryolarıyla uğraşırken, aslında kendi kendinize işkence edersiniz. Türbülans geçer, uçak inmeye başlar, her şey normaldir. Ama siz o süre boyunca sürekli bir şey olacakmış gibi yaşarsınız.

Peki Bu Döngü Nasıl Kırılır?

Şimdi bu korkuyu yönetmek için kolayca uygulayacağınız 5 pratik adım sıralayacağım.

Birinci Adım: O Korkuyla Asla Savaşmayın

Korkuyla savaşmak, korkuyu daha da büyütür. Kendinize “Hiç korkmayacağım” gibi bir hedef koymak yerine, “Korkabilirim ama korkum varken de uçabilirim” demeyi öğrenmeniz gerekiyor.

Korkuyu bir düşman olarak görürseniz orada takılı kalırsınız. Korku aslında sizi korumak için var olan bir alarm sistemi gibi çalışır. Sizi olası tehlikelere karşı uyarır. Ama bazen bu uyarı sistemi yani o alarm, gereğinden fazla çalışır. Yani korkunun kendisi sorun değil, korkuya verdiğiniz tepki sorun haline gelir.

Korktuğunuzda bu korkuyu bir nesne gibi düşünün. Hatta uçak korkunuza bir isim verin. Ona “Sen buradasın, tamam, anladım” diyerek onunla karşılıklı bir diyalog geliştirin. “Sen buradasın, evet beni korumaya da çalışıyorsun, Ama ben yine de uçacağım” deyin. Birçok zaman o korkunun şiddetini artıran şey onunla olan ilişkimizin kavgalı olmasıdır. Bu yüzden o korkuyu inkar edip ondan kaçmaya çalışmayın. Ona yer açın. Çünkü kabul ettiğinizde, o korku sizi yönetmeyi bırakır.

İkinci Adım: Felaket Düşüncelerini Yakalamamız Gerekiyor

“Uçak düşecek”, “Motor duracak”, “Bir şey olacak” gibi düşünceler aklınıza geldiğinde, bu düşünceyle biraz konuşun. Mesela size şunu sormak istiyorum: Sizce “Bu bir gerçek mi, yoksa o korku zihninizin ürettiği bir senaryo mu?” Aslında bu korkuyu yaşayan herkes bunun senaryo olduğunu bilir ama o an geldiğinde bunu o kadar gerçek yaşar. O an bu senaryoyu gerçekmişçesine yaşar.

Bu gerçekmişçesine korku yaşamakla birlikte de zihin sürekli bir şeyler anlatır. Bazen gerçek hikayeler de anlatır tabii ama çoğu zaman kurgu olur bunlar. Ama kaygılıyken bu ikisini ayırt etmek zorlaşır. O yüzden o felaket senaryosu geldiğinde, durun ve ona “Sen bir senaryosun” deyin. “Gerçek olabilirsin ama şu anda gerçek değilsin” deyin. Çünkü düşünceyle gerçek arasındaki farkı öğrenmek, korkuyu yönetmenin en önemli adımıdır.

Üçüncü Adım: Bedensel Belirtileri Yanlış Yorumlamamayı Kendimize Öğretmemiz Gerekiyor

Kalbimiz hızlı atıyor diye tehlikede olduğumuz anlamına gelmez. Ellerimiz terliyor diye felaket yaşanacak demek değil. Kalp çarpıntısı mesela tehlikeden ziyade kaygının belirtisidir.

Bunu kendi kendinize hatırlatın. “Ben şu anda kaygılıyım, bu yüzden kalbim hızlı atıyor” deyin. “Tehlikede değilim, sadece kaygılıyım” deyin. Bedensel belirtileri tehdit olarak değil, bir bilgi olarak yorumlayın lütfen. Vücudunuz size “Kaygılıyım” diyor, “Ölüyorum” demiyor.

Dördüncü Adım: Eğer Kaçıyorsanız Lütfen Bu Korkudan Kaçmayı Bırakın

Uçaktan tamamen kaçmak kısa vadede rahatlatır. Ama uzun vadede korkuyu da güçlendirir.

Neden? Çünkü beynimiz şunu alışkanlık haline getiriyor: “Uçaktan kaçtım ve rahatladım. Demek ki uçak gerçekten tehlikeliydi. Çünkü kaçtığımda rahatladım.” Bu alışkanlık da uçak korkusunu güçlendiriyor.

Aslında kaçtığınız için rahatlarsınız, evet. Ama rahatlama, kaçma davranışının bir sonucudur, uçağın güvenli ya da güvensiz olmasının değil.

Bu yüzden mümkünse uçağa binmekten kaçmak bir çözüm değil. Uçağa binin ve korkuyla birlikte bunu yapmaya çalışın. Çünkü korkuya rağmen hareket edebilmek, korkuyu küçültmeye başlar.

TÜRBÜLANS KONUSUNA ÖZEL BİR BAKIŞ

Şimdi türbülans konusunda özellikle bir iki şey eklemek istiyorum. Çünkü türbülans, uçak korkusu yaşayanların en çok korktuğu şeylerden biri.

Birçok insan türbülansı uçağın düşeceğinin işareti gibi algılar. Halbuki türbülans yaşamak ile uçağın düşmesi arasında zihnimizin kurduğu kadar doğrudan bir ilişki yok.

Türbülans, hava akımlarının neden olduğu doğal bir olaydır. Uçaklar bu tür hava koşullarına dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Türbülans sırasında uçağın yapısal olarak zarar görmesi neredeyse imkansızdır.

Ama kaygılı zihin tabii ki bunu bu şekilde yorumlamaz. Kaygılı bir insan “Sallanıyoruz, demek ki düşüyoruz” der. Halbuki her sallantıda düşmeyiz.

Tabii ki burada amaç “Asla kötü bir şey olmaz” diyerek kendimizi kandırmak değil. Ama zihnimizin “olabilir” ile “kesin olacak” arasındaki farkı öğrenmesi gerekiyor.

Türbülans anında yapabileceğiniz de şöyle birkaç şey sıralayayım:

  • Nefesinize odaklanın. Derin nefes alıp verin.
  • Ayaklarınızı yere sağlam basın. Topraklanma hissi önemlidir.
  • Koltuğunuza yaslanın, gevşemeye çalışın.
  • Türbülansın geçici olduğunu hatırlayın.
  • Gözlerinizi kapatıp zihninizde güvenli bir yer hayal edin.

Unutmayın, türbülans geçer, uçak iner, siz hayatınıza devam edersiniz.

Son olarak:

Uçak korkusunu yenmek demek, uçağa bindiğinizde hiçbir şey hissetmemek demek değil. Asıl mesele, korku geldiğinde onun sizi yönetmesine izin vermemeyi öğrenmek.

Korkunun tamamen yok olmasını beklemeyin. Korkuya rağmen hareket edebildiğinizde, korku zaten küçülmeye başlar.

Bir düşünsenize: uçakla seyahat etmek, sadece bir yerden bir yere gitmek değildir. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, hayatı daha geniş yaşamaktır. Bu korku yüzünden bu deneyimleri kaçırmak aşırı üzücü.

O yüzden bugünden itibaren küçük adımlarla başlayın. Önce uçakla ilgili videolar izleyin. Sonra havalimanına gidin, uçakları izleyin. Sonra kısa bir uçuş deneyin. Ve korkunuz olsa bile yine de deneyin. Çünkü her deneyim, korkuyu biraz daha küçültür.

Bugün burada anlattıklarımı bir kenara not edin. Belki ilk uçuşunuzda işe yaramayabilir, ama denemeye devam edin. Çünkü korkuyu yenmek bir gecede olmayacak.

Umarım bu video işinize yarar, muhteşem bir hayatınız olsun.

Bizi sosyal medyada takip edin:
YouTube | Instagram | Spotify | WhatsApp TikTok