Hayatın her alanında sürekli eleştirilmek, günümüzün en yaygın psikolojik zorluklarından biri haline geldi. İster aile içinde, ister iş hayatında, isterse sosyal medyada… Herkesin bir fikri var. Ne yaparsan yap, nasıl yaşarsan yaşa, hangi kararı alırsan al, illaki birisi çıkıp “Bence yanlış yapıyorsun”, “Bunu mu yaptın?”, “Aslında şöyle olsa daha iyiydi” diyecek.
Bazen bu eleştiriler iyi niyetli, bazen doğrudan, bazen dolaylı, bazen de ağız dolusu laf olarak geliyor. Ama işin can alıcı noktası şu: Eleştiriler ne kadar çoğalırsa içimizdeki o emin olamama hali de o kadar yükseliyor. Zamanla kendi kararlarımızdan şüphe etmeye başlıyoruz, kendi yaptıklarımızı sorguluyoruz, hatta kendi değerimizi tartmaya başlıyoruz.
Peki bu döngüden nasıl çıkacağız? İşte bu yazıda, sürekli eleştirilmek karşısında kendinizi korumanıza yardımcı olacak 3 farklı yöntem anlatacağım.
Sürekli Eleştirilmek ve Kişiselleştirme Tuzağı
1. Madde: “Sen Onun ‘Kötü Gün’ Filminde Sadece Bir Figüransın”
Şimdi gözlerinizi kapatın ve şu sahneyi canlandırın. Memleketten anne-babanız ziyarete gelmiş. Akşam yemeğindesiniz. Mis gibi yemek kokuları, güzel bir sohbet… Derken babanız ya da belki anneniz o meşhur soruyu soruyor: “Eee, ne zaman evleneceksin? Ayşe’nin kızı iki çocuk yaptı bile, sende hala bir adım yok.”
Bir anda içinizde bir şeyler kıpırdıyor. O sıcacık sohbet ortamı buz kesiyor. Kendinizi yetersiz, baskı altında, sanki bir yarışta geride kalmış gibi hissediyorsunuz. Sürekli eleştirilmek duygusuyla baş başa kalıyorsunuz.
Ya da başka bir sahne düşünün… İş yerinde deli gibi koşturuyorsunuz. Saatlerdir uyumamışsınız, gözleriniz kan çanağı gibi, kahve içmekten mideniz bulanmış vaziyette. Patronunuz kapıdan içeri giriyor, yüzü asık. “Bunu niye böyle yaptın?” diye sert bir tonla soruyor. Siz hemen savunmaya geçiyorsunuz, içinizden “Acaba ben gerçekten beceriksiz miyim?” diye geçiriyorsunuz. O an tüm o hafta boyunca harcadığınız emek, o gece yarıları, o fedakarlıklar… Hepsi bir anda anlamsızlaşıveriyor.
Ya da mahallede bakkala gittiniz, bir komşu sizi görünce “Çok kilo almışsın, iyi misin?” diyor. Gülümsemeye çalışıyorsunuz ama içten içe aşırı derecede sinirleniyorsunuz. “Acaba gerçekten çok mu şişmanladım? Herkes böyle mi düşünüyor?” diye başlıyorsunuz endişelenmeye. Sürekli eleştirilmek algısı, en masum yorumlarda bile kendini gösteriyor.
Şimdi tüm bu sahneleri yeniden yazalım
Babanız ya da anneniz, aslında sizi üzmek, baskı altına sokmak için söylemiyor bunu. Onların kafasında “torun sevme” filmi oynuyor. Yani siz o anda o filmin başrolü değilsiniz, onların beklentilerinin, özlemlerinin ve belki de kendi çözülmemiş meselelerinin bir figüranısınız. Onların söyledikleri sizinle ilgili değil; onların iç dünyasındaki o filmin senaryosuyla ilgili.
Peki ya patronunuz? Hani o sert bakan, asık suratlı patron… Belki az önce o da müdüründen azar işitti, belki trafikte feci şekilde sıkıştı, belki eşiyle kavga etti, belki de sabah kahvesini içemediği için kan şekeri düştü ve sinirleri bozuldu. Onun kafasında da “Stres, Baskı ve Kaos” filmi oynuyor. Siz ise, o an orada bulunan ilk kişi olarak, o filmin hedefi olarak seçildiniz. Bu, sizin raporunuzun kötü olduğu, sizin beceriksiz olduğunuz anlamına gelmez. Siz o filmde sadece bir figüransınız; asıl başrol, onun o günkü kötü ruh halidir.
Bakkalda karşılaştığınız o yaşlı komşuya gelelim. Onun kafasında “Ben ne kadar iyi niyetli ve samimiyim” filmi oynuyor. Yaşlı kuşakta doğrudan eleştiri yapmak, hatta kiloyla ilgili yorum yapmak “samimiyet” olarak görülebilir. Onların niyeti sizi incitmek olmayabilir; kendi iletişim tarzları bu şekilde. Ama siz bunu kişisel algıladığınız anda, bir anda kendi özgüveniniz sarsılıyor, o günün geri kalanı zehir oluyor.
Sürekli Eleştirilmek Karşısında Zihinsel Bariyer
Peki tüm bu durumlarda ne yapacağız? Hemen bir “Zihinsel Bariyer” kuracağız. İçimizden şunu diyeceğiz: “Bu, onun filmi. Bu, benim hakkımda değil.” Bu cümle, özellikle Türkiye’deki gibi samimi, iç içe ve bazen sınırların çok net olmadığı ilişkilerde bir cankurtaran simididir.
Bunu her duyduğunuzda, her sert söz, her küçük düşürücü bakış karşısında tekrarlayın. “Bu onun filmi, ben sadece figüranım. Bu benim değerimi belirlemez.” Tek başına bu cümleyi kurmak bile o filmin başrolü olmadığınızı size gösterecek.
Sürekli Eleştirilmek ve Sosyal Medya Onay Bağımlılığı
2. Madde: “Sosyal Medya Beğenisiyle Kendi Değerini Ölçmeyi Bırak”
Şimdi sırada ikinci madde var ki bu, hepimizin kanayan yarası. Bu madde hayatımızı temelinden değiştiriyor.
Diyelim akşam oldu, yorgunsunuz. Gün boyu koşturdunuz, işten çıktınız, trafikte iki saat yol çektiniz, eve geldiniz, bir şeyler atıştırdınız. Şimdi rahatlamak için elinize telefonu aldınız, geziyorsunuz. Derken bir fotoğraf paylaştınız. Belki bir selfie, belki yediğiniz yemek, belki tatile gittiğiniz bir yer, belki de yeni aldığınız kıyafet.
15 dakika sonra baktınız, 50 beğeni gelmiş. Hemen içinizden bir ses başlıyor: “Aa, dünkü selfiem 150 beğeni almıştı, demek ki bu fotoğrafı beğenmediler. Acaba çirkin mi görünüyorum? Saçım mı kötü durmuş? Neden arkadaşlarım beğenmedi? Yoksa benden soğudular mı?” Bir anda o fotoğrafa dair tüm heyecanınız kursağınızda kalıyor.
Ya da şu senaryo… Bir yorum geldi. Biri “Bence bu kıyafetin şu rengi sana daha çok yakışır” yazdı. O an eliniz ayağınıza dolaşıyor. “Nasıl yani? Ben bu rengi çok beğenmiştim. Demek ki zevksizmişim. Herkes arka planda benimle dalga geçiyordur” diye düşünüyorsunuz. O an o kıyafeti bir daha asla giymeme kararı alıyorsunuz. Sürekli eleştirilmek, sosyal medyada daha da yoğunlaşıyor.
Ya da şu… Sosyal medyada geziniyorsunuz. Herkes tatilde, herkes mutlu, herkes mükemmel bedenlere sahip, herkes pırıl pırıl hayatlar yaşıyor. Siz ise evde, yorgun, sıradan bir akşamdasınız. Ve içinizden bir ses: “Herkes çok mutlu, ben neden böyleyim? Benim hayatım neden bu kadar vasat?”
Durun! O sesi yakalayın! Tam orada durun! İşte o ses, sizin özgüveninizi sessizce çalan öz güvensiz hırsızı! Bu ses, sizin değerinizi dışarıdaki bir tuşa bağlıyor. “Beğeni gelirse değerliyim, gelmezse değersizim” gibi saçma bir denklemin içine çekiyor sizi.
Sürekli Eleştirilmek ve Dış Onay Kısır Döngüsü
Sosyal medya, dış onay arama makinenizin en büyük benzin istasyonudur. Her kaydırmada, her yorumda, her “like”ta bu makine beslenir. Orada aldığınız her beğeni, bir “onay kredisi” gibidir. Peki ya o krediler gelmezse? İflas mı ediyorsunuz? Değer kaybediyor musunuz? Tabii ki hayır!
Çözüm ne peki? Çözüm çok basit: O makineyi kapatın. Fişini çekin. Ve kendi kendinizin “onay merkezi” olun.
Kendi Değerini Onaylama Yöntemi
Peki bunu nasıl yapacağız? Kendinize bir “Küçük Başarı Günlüğü” tutun. Fiziksel bir defter olabilir, telefonunuzun notları olabilir. Bugün zor da olsa spor yaptıysanız, yazın. İş yerinde bir problemi çözdüyseniz, yazın. Bugün kendinize bir iyilik yaptıysanız, yazın. Lezzetli bir yemek yaptıysanız, onu da yazın. Arkadaşınızı üzüntülü anında arayıp iyi hissettirdiyseniz, bunu da yazın.
Bu günlük, zamanla bir değer hazinesine dönüşür. Ve siz ne zaman dışarıdan onay aramaya ihtiyaç duysanız, bu defteri açıp bakarsınız ve “Ben bunları başardım, benim değerim burada” dersiniz.
Bu günlük size kendi değerinizin farkındalığını kazandırır. Dışarıdan bir “like” beklemek zorunda kalmazsınız. Çünkü siz, kendi kendinize o “like”ları çoktan vermiş olursunuz. Sürekli eleştirilmek karşısında en güçlü silahınız, kendi içinizde inşa ettiğiniz bu değer bilincidir.
Sürekli Eleştirilmek Karşısında Özgüven Kasını Geliştirmek
3. Madde: “Özgüven Kasını İstanbul Trafiği Gibi Yoğun Çalıştır”
Ve geldik üçüncü maddeye. Belki de en önemlisi bu. Çünkü özgüven, bir duygu değil; bir kastır. Spor salonuna gidip bir kere ağırlık kaldırdığınızda kaslarınızın değişmesini bekler misiniz? Hayır. Peki özgüvenin bir gecede oluşmasını neden bekliyorsunuz? Sabırlı olun, sürekli olun, tekrar edin.
Türkiye’de yaşamanın getirdiği zorluklar -ekonomik belirsizlik, trafik, gürültü, kalabalık, hayat pahalılığı- zaten yorucu. Ama tam da bu yüzden, bu kası güçlendirmek çok daha önemli. Çünkü bu zorluklar içinde ayakta kalmak, sarsılmamak ve kendi değerinizi korumak için güçlü bir özgüvene ihtiyacınız var.
Sürekli Eleştirilmek ve Özgüven İlişkisi
Bu kası nasıl geliştireceksiniz? Küçük, tekrarlayan eylemlerle. Tıpkı İstanbul trafiğinde sabırla ilerlemek gibi, her gün küçük bir adım. Ya da sabah kahvaltısında bir yumurta daha yemek gibi, her gün özgüveninize bir şeyler eklemek.
Gerçek Hayattan Özgüven Antrenmanları
Market Sahnisi: Manavda meyve seçiyorsunuz, kasiyer size yanlış para üstü verdi. Eskiden “Üf, şimdi laf anlatamam, boşver, neyse” deyip giderdiniz. Şimdi, nazikçe ama kararlı bir sesle “Pardon, bu para üstü yanlış” diyeceksiniz. Bu küçük bir eylem, değil mi? Ama içinizde uyandıracağı his muazzam: “Hakkımı savundum, kendim için bir şey yaptım.”
Kendi Hayatınız, Kendi Sözleriniz: Kendinize verdiğiniz sözleri tutun. Kendinize küçük, ulaşılabilir hedefler koyun ve onları başarın. “Bu hafta sonu o sıkıcı dolabı toplayacağım” deyin ve yapın. “Her gün 10 dakika yürüyüş yapacağım” deyin ve yapın. “İngilizce’ye günde 10 dakika ayıracağım” deyin ve yapın.
Bunlar küçük, önemsiz görünebilir. Ama her birini başardığınızda, beyninize şu güçlü mesajı verirsiniz: “Ben güvenilir bir insanım. Kendime verdiğim sözü tutarım. Kendime güvenebilirim.”
Sürekli Eleştirilmek Karşısında Sağlam Temel
Zamanla, bu küçük güven molaları birikir ve sarsılmaz bir özgüven temeline dönüşür. Artık dışarıdan gelen bir eleştiri, bir bakış, bir yorum sizi yıkamaz, sarsamaz. Çünkü siz, içinizde o sağlam temeli inşa ettiniz. Dışarıdaki her şey, o temele çarpar ve dağılır gider.
Sürekli eleştirilmek, ancak sizin ona izin verdiğiniz kadar sizi etkiler. İçinizdeki o kaleyi inşa ettiğinizde, dışarıdan gelen her eleştiri o kalenin duvarlarına çarpar ve düşer. Ama o kaleyi inşa edene kadar, hiçbir şey sizi koruyamaz.
Sürekli Eleştirilmekle Başa Çıkmak İçin Özet Stratejiler
Sonuç olarak şöyle bir toparlamak istiyorum:
Birincisi, Ayrıştırma Silahı: Her şeyi kişiselleştirmeyi bırakın. Karşınızdaki insanın söyledikleri, yaptıkları çoğu zaman sizinle ilgili değildir. O, kendi iç dünyasının filminde rol alıyor. Siz sadece o anda orada bulunan bir figüransınız. Bunu unutmayın. “Bu onun filmi” deyin ve geçin.
İkincisi, İç Onay Silahı: Sosyal medya beğenilerine, dışarıdan gelecek onaylara bağımlı olmayın. Kendi başarı günlüğünüzü tutun, kendi değerinizi kendiniz onaylayın. Sizin fikriniz, başkalarının fikrinden en az onlar kadar değerli, hatta daha değerli.
Üçüncüsü ve sonuncusu, Eylem Silahı: Özgüveni bir kas gibi görün. Her gün küçük eylemlerle, küçük başarılarla onu çalıştırın. Markette hakkınızı arayın, toplu taşımada sınırlarınızı belirleyin, kendinize verdiğiniz sözleri tutun.
Bunlar sihirli değnekler değil, birer zihniyet değişimi. Hepsini uygulamanız zaman alacak. Bazen unutacaksınız, bazen yine eski alışkanlıklarınıza döneceksiniz. Bu çok normal. Önemli olan tekrar denemek, vazgeçmemek.
Sürekli Eleştirilmek Karşısında İç Sesinizi Susturun
Buradaki en büyük düşman, o içinizdeki “zaten hepsi boş, nafile, ben değişemem” diyen o iç sesiniz. Ona kulak vermeyin. O ses sizi olduğunuz yerde tutmak, bataklıkta çırpındırmak için var. Siz o sesi susturun ve harekete geçin.
Unutmayın, özgüven dışarıdan gelen bir hediye değil, içeriden inşa ettiğimiz bir kale. O kalenin temelini siz atarsınız, tuğlalarını siz örersiniz, bekçisi de sizsiniz. Dışarıdan gelen her eleştiri, o kalenin duvarına çarpar ve düşer. Ama o kaleyi siz inşa edene kadar, hiçbir şey sizi koruyamaz.
Sürekli eleştirilmek hayatın bir gerçeği, ancak bu eleştirilerin sizi nasıl etkileyeceği tamamen sizin elinizde. Bu yazıda paylaştığım yöntemleri uygulayarak, eleştirileri kişisel algılamaktan kurtulabilir, kendi değerinizi dış onaylara bağlamaktan vazgeçebilir ve özgüveninizi güçlü bir kas gibi geliştirebilirsiniz.
Her gün küçük adımlarla başlayın. Bugün bir sonraki eleştiri karşısında “Bu onun filmi” demeyi deneyin. Yarın küçük başarılarınızı not alın. Bir sonraki gün ise markette hakkınızı arayın. Zamanla bu eylemler bir alışkanlığa, alışkanlıklar ise karakterinize dönüşecek.
Unutmayın, hayatınızın başrolü sizsiniz. Eleştiriler ise sadece arka planda çalan birer sesten ibaret. O sesleri ne kadar ciddiye alacağınıza, ne kadar kulak vereceğinize yalnızca siz karar verirsiniz. Kendi hikayenizi yazmaya devam edin ve başkalarının senaryolarına izin vermeyin.
Umarım bu yazıda anlattıklarım işinize yarar. Çok güzel bir hayatınız olsun, çok mutlu olun!